Sevgili Peygamber Efendimizin babası Hazreti Abdullah Hakkında A’dan Z’ye Her Şey

0

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemin sevgili babası Abdullah’dır. Yazımızın devamında Efendimizin kıymetli babası Hazreti Abdullah’ın dört gözle beklenen yaşamını özetlemek gerekirse bildirdik.

Hazreti Abdullah’ın Yaşamı

Peygamberimiz Kureyş kabîlesinin Hâşim oğulları kolundandır. Sevgili peygamberimizin kutsal babası Hazreti Abdullah’dır. Hazreti Abdullah’ın kıymetli babası Abdülmuttalib, kıymetli anası de Fâtımâ binti Amr’dır. Efendimizin büyükbabası Abdülmuttalib, Mekke’nin hâkimi ve Arapların onur îtibâriyle en üstün kabilesi olan Kureyş kabîlesine mensuptu. Abdülmuttalib’in alnında Muhammed aleyhisselâmın nûru parladığından Kureyş kavmi onunla bereketlenirdi. Peygamberimizin büyükbabası Abdülmuttalib, oğulları içinde en oldukca Hazreti Abdullah’ı severdi. Bu sebeple onun alnında Muhammed aleyhisselâmın nûru parlıyordu.

Hazreti Abdullah’ın Birlikteliği;

Kutsal babaları Abdülmuttalib O’nu her yönüyle O’na denk olan bir kız ile evlendirmek istiyordu. Bunun için Benî Zühre kabîlesinin büyüğü Vehb bin Abd-i Menâf’ın kıymetli kızı Âmine’yi oğlu Abdullah’a istedi. Vehb’in kızı Âmine; güzellik, ahlâk ve neseb îtibâriyle Kureyş kızlarının en üstünü idi. Ek olarak soy bakımından Abdullah ile birkaç batın yukarıda birleşmekte idi.

Abdülmuttalib, Vehb’in kızını oğlu Abdullah’a isteyince Vehb şu şekilde dedi: “Ey amcam oğlu, biz bu teklifi sizden ilkin aldık. Âmine’nin anası bir rüyâ görmüş oldu. Anlattığına gore evimize bir nûr girmiş, aydınlığı yeri ve gökleri tutmuş. Ben de bu gece rüyâmda dedemiz İbrahim’i gördüm. Bana; “Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’la kızın Âmine’nin nikâhlarını ben kıydım. Onu sen de kabûl et.” dedi. Bugün sabahtan beri bu rüyânın tesiri altındayım. Acaba ne vakit gelecekler, diye merak ediyordum.” Bu sözleri duyan Abdülmuttalib luğundan“Allahü Ekber! Allahü Ekber!” diyerek tekbir getirdi. Nihâyet oğlu Abdullah’ı Vehb’in kızı Âmine ile evlendirdi. Abdullah, Âmine ile evlenince alnında parlayan nûr, hanımına intikal etti.

Hazreti Abdullah’ın Güzelliği;

Hazreti Abdullah akranları içinde en oldukca beğenilen yakışıklı bir genç idi. O şekilde güzeldi ki Mısır’a kadar şöhret bulmuştu. Alnındaki parlayan nur yüzünden iki yüze yakın kız onunla evlenme arzusu ile Mekke’ye gelmişti. Yüzünde öteki gençlerde bulunmayan bir güzellik ve parlaklık vardı. Nice hükümdarlar, Abdülmuttalib’e gelmiş olarak kızlarını oğluna alması teklifinde bulundular ve bu şekilde olduğu takdirde her fedâkârlığa katlanacaklarını bildirdiler ise de kabul etmediler. Hazreti Abdullah, Varaka bin Nevfel’in kız kardeşi de dahil olmak suretiyle çeşitli kadınlardan almış olduğu evlenme tekliflerini reddetmiş ve babasının arzusu ile Vehb kızı kıymetli Âmine Validemiz ile evliliğe ilk adımını atmıştır.

Hazreeti Abdullah’ın Kurbanlık Kıssası;

Zemzem kuyusunu bir tek Abdülmuttalib ve büyük oğlu Haris kazıyordu. Zemzem kuyusunu tekrardan ortaya çıkarma işinde yalnızca oğlu Haris’ten yardım görüyordu. Bu sebeple cenabı Hak’tan Haris’ten başka kendisine on oğlu vermesini diledi. Ellerini açıp “Ya Rabbi bana on adam evladı verir ve onlarla beraber kuyuyu kazabilirsem oğlumun birini sana kurban edeceğim” demiştir.

Yakarış kabul olmuş; lakin aradan geçen uzun seneler sebebiyle söz unutulmuştu. Bunun üstüne rüyasında kurban sözüne sadakat göster diye nida işitti. Abdülmuttalip endişeyle uyanır uyanmaz bir koç kurban etti sonrasında tekrardan yattı. Gözlerini yumar yummaz yeniden rüya görmüş oldu ve “ koçtan daha büyük kurban kesmelisin” denildi. Derhal kalktı ve sığır kesti ve yeniden uyudu. Sadece rahat bırakılımyordu ve tekrardan “ daha büyük bir şey kurban eyle” diye ses işitti. Sözünü hatırlamayan Abdülmuttalip “ daha büyük ne ola ki” diye sordu ve sonucunda seneler ilkin sözü aklına geldi ve fırlarcasına yataktan kalktı. Izdırabı büyük ve oldukca şaşkın idi.

Bu durumu oğullarıyla istişare etmek için onları bir araya topladı ve verdiği sözü ve adağından bahsetti. Bu adağı yerine getirme mevzusunda evlatlarından yardım istedi. Onlardan hiçbiri de buna karşı çıkmadı. İster birimizi, ister hepimizi kurban et biz emrindeyiz dediler ve yeter ki sen üzülme diyerek babalarına destek oldular.

Abu tarifsiz fedakarlık karşısında Abdülmüttalip gözyaşlarını gizleyerek, oğullarına, her birinin adını bir ok üstüne yazıp getirmeleri söylemiş oldu. Kabe muhafızı kurban edilecek oğlun adını çekti ve isim Abdullah’ın çıktı. Abdülmuttalib evlatlarının içinden en oldukca onu sevmesine karşın meydana getirecek hiçbir şey yoktu. Tanrı’a verdiği sözünü yerine getirmeliydi.

Abdülmuttalip bir eliyle Abdullah’ın bileğinden tuttu, öteki eline de keskin bıçağı aldı. Bu esnada yanlarında ağlayan öteki aile fertleri ile beraber kurban kesme yerine gidiyorlardı. Kureyş kabilesi bu haber karşısında oldukca şaşkın ve donmuştu. Hepimiz Abdullah’ın kurban edilmemesi istiyordu ve bunun üstüne Hayber’de oturan meşhur medyum Şüca’nın diyeceğine uymaya karar verdiler.

Medyum, “Sizde bir insanoğlunun rejimi kaç devedir diye sordu ve sonucunda on devediler dediler. Öyleyse Abdullah’ın bedeli karşısında on deveyi kurban edeceksiniz” dedi.  Bunun için Abdullah’ı bir tarafa, on deveyi bir tarafa koydular ve kura çektiler.Kura develere çıkarsa, develer kesilecek, Abdullah’a çıkarsa develere on tane daha ilave ederek kura çekmeye devam edilecekti. Kura her defasında Abdullah’ı gösterdi ve bu yüzden on deve ilave ederek çekim tekrarlandı. Onuncu çekilişte kura sayıları yüze vuran develere isabet etti ve herkeste luk ve coşku…

Derhal zaman kaybetmeden yüz deve kurban edildi ve hepimiz bayram etti. Günlerce bu etlerle geçindiler. Bu hadiseden sonrasında Abdullah “Zebih” kısaca “kurbanlık” lakabı ile çağrıldı. Aynı zamana İsmail aleyhisselam da benzer bir hadiseden dolayı O’na da “zebih” denilmişti. Bunun içindir ki sevgili Peygamberimize “İbnü’z Zebihayn”, “iki kurbanlığın oğlu” denilmiştir.

Hazreti Abdullah’ın Vefatı;

Âmine validemiz hâmile iken, kocası Abdullah ticâret için Şam’a gitmişti. Dönüş yolunda hastalığa yakalandı. Medine’ye ulaşınca, dayıları Neccâroğullarının yanında on sekiz yaşlarında iken vefat etti. Peygamber efendimizin babası Abdullah, oğlu doğmadan vefat edince, melekler; “Ey Rabbimiz, Resûlün yetim kaldı” dediler. Allahü teâlâ; “O’nun koruyucusu ve yardımcısı benim” buyurdu.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.